Hayat Hikayeleri

Adım F., Ben Bir Alkoliğim,

Üstümü örtün… Donuyorum… Açın üstümü bunalıyorum… Ter içindeyim görmüyor musunuz? Örtün… Ölüyorum… Açın bunalıyorum… Yine geldiler… At kestaneleri… Her tarafıma batıyorlar… Bir sürü… Birini çekip koparıyorum etimden… Diğeri batıyor… Tanrım… Çok canım yanıyor… Ağlıyorum… Sadece can acısından değil… Nasıl böyle olduğuma… Hayatımı nasıl elimden kaçırdığıma… Böyle zavallı… böyle çaresiz… böyle acınası ve utanılası hâle geldiğime ağlıyorum… Arada biraz dağılıyor sisler… Biraz aklım başıma gelir gibi oluyor… Kestaneler şimdilik kayboluyor… O zaman da çok ama çok utanıyorum… Hastanedeyim…

Çok uzun bir hikâye benimki… Kısaca anlatılırsa acısından, tadından ve değerinden kaybeder mi bilmiyorum… Ama denemeye değer. İlk içkimi geç sayılabilecek bir yaşta, tam 19 yaşımda tattım… O zamana değin çok seyrek içtiğim bir bardak biralar hariç… İlk defa 19 yaşımda sarhoş oldum. Nasıl da hoşuma gitmişti. Nereden bilebilirdim en büyük düşmanımla tanıştığımı. Kurnaz ve güçlü. Güçlü ve şaşırtıcı. O, o kadar güçlü ve ben de o kadar hazırmışım ki kanmaya, 2-3 yıl alkol almam, alkolik olmama yetti ve alkolle balayı bitti. Efendi ve köle yer değiştirdi. Artık onun dediği oluyordu. Hepimizin bildiği şeyler geldi başıma… Öğretim görevlisiydim ve bazen arkadaşlarımdan içki için borç dilenirdim. Çok iyi bir aileye mensuptum. Hele babam, hele babam. Hâlâ andıkça burnumun direğini sızlatan babam… Nasıl da uğraştı benimle… Ama o acemi, ben acemi… Beceremedik ve babam ben aktif alkolikken öldü… İçkiyi bıraktıktan sonra geri getiremeyeceğim en acı gerçeğim bu… Tek umudum ona malum olması. 14 yılı aşkın süredir içmiyorum ve karınca kararınca alkoliklere yardımcı olmaya çalışıyorum… Ve umarım babam beni görüyordur… Doktorlara ilaç tedavisini reddettiğimi söyledim… Sayısını unuttuğum kereler yattım hastanelerde… Ve her defasında uyutuldum ilk 4-5 gün… Öylesine bıkkın ve öylesine kararlıyım ki bu kez, çok acılı ve riskli olacağını bile bile, acı çekersem belki yeniden başlamam düşüncesiyle ilaç ve serumsuz yatıyorum hastanede… Deliriuma girersem müdahale edilecek sadece…

Diyarbakır Tıp Fakültesi… Üçüncü gün bugün… Yemekleri de geri çeviriyorum… İlk gün özenerek aldırdığım çeyrek ekmek arası köftenin yarısı duruyor… Arada eşim geliyor yanıma ama yabancı gibi bana sanki… At kestaneleri daha sık geliyorlar… Uyumaya korkuyorum… Karabasan görüyorum anında… Örtünsem sıcak… Örtünmesem donuyorum… Tek kişilik bir odadayım. Tanrım, geceleri çok korkuyorum… Işığım sürekli açık… Bilincimin yerinde olduğu seyrek anlarımda kendimi inceliyorum aynada… Gördüğüm şey gecelerden de korkunç… Bakalım bu enkazın ne kadarını kurtarabileceğiz…

23 yıl aktif içicilikten sonra doz iki büyüğe dayandı. İçki alma isteği de dört saate. O zaman yaşım 44 ve ilk evliliğim çoktan bitmiş. Şimdiki eşim de bana dayanabilme sürecinin sonlarında. Altı yıllık evliliğim utanç dolu. Beni çok seviyor eşim. Ben de onu. Ama alkolü daha çok seviyorum. Gündüz içtiklerim bir yana, gece de eve gelirken bir yerlerime bir büyük saklayıp geliyorum. Tabii sadece ben sakladığımı sanıyorum. Evde, arabada, işyerimde içki saklı her yerde. Her dört saatte bir içmem gerek. Gece yarısı genelde üçte uyanıp içiyorum. İçkimle arama girmek isteyenlere, her şeyi yapıyorum… Buna şiddet de dahil. Ve A.A. ile tanışıyorum. Bir TV programı seyrediyor eşim. Şimdi rehberim olan (ağabeyim ve benim filozofum, dostum) Şeref ağabey anlatıyor kendini. A.A.’yı anlatıyor. Hemen telefona sarılıyor eşim. “Anlattıklarınızın fazlası var eksiği yok” diyor. Telefonumu istiyor Şeref ağabey. Eşim, “Haberi yok kızar belki” diyor ve ilk A.A. dersini alıyoruz bilmeden. “BİŞİ OLMAZ EVLAT” diyor Şeref ağabey. “Bir şey olmaz ne derse desin. Sen ver telefonunu”… Ve A.A. ile tanışıyorum. Telefonda… Aslında içkiyi bırakmayı herkesten çok istiyorum. Ama yolu yok ki bunun… Nasıl içmeden yaşanır ki? Ellerim sadece içince titremiyor. İçmeden imza bile atamıyorum. İçimdeki panik sadece içince yatışıyor. AMATEM’in, hastanelerin ve bir sürü psikiyatrist ve psikoloğun yapamadığını kıçıkırık bir grup mu yapacak? Bu hislerle konuşuyorum Şeref ağabeyle… Fazla önemsemiyorum… Amaaaa, bu adam ve bazıları içmemeyi becermiş… Bir soru işareti kazınıyor kafama… İş yerindeyim ve çekmecemdeki içkime sarılıyorum… Boş ver ya… Belki de hem içiyor hem de içmiyoruz diyorlardır… Evet kesin öyledir… İçmeden olmaz ki…

Ertesi gün… Bir telefon da Adana’dan bağlanıyor bana. Bu kez de Erol diye biri. A.A.’danım, diyor. Haydaa. Ne istiyor bu adamlar benden? Onu da idare ediyorum. Bakalımlar, inşallahlar falan. Nereden bilirdim ki A.A.’dan ilk tanışacağım kişi olacak yüz yüze… Ve huzur dolduracak içime bilge kişiliğiyle… Veee, hastanedeki beşinci günüm. Akşam tam 8 saat uyumuşum… Karabasansız ve uyanmadan deliksiz… Tanrım bu olabilir mi? Karnım da acıkmış. Personeli çağırıp kahvaltı istiyorum… Adam şaşırıyor beni görünce… Beni alıp götürüyorlar. Hastaneye girerken çekilen EEG bozuk çıkmış, yeniden çekecekler… Laborant da tanımıyor beni. Beş gün öncesine göre o kadar değişmişim… Bir gecede… İçim umutla doluyor. Beş gündür içmiyorum ve ellerim falan da titremiyor. Tanrım bana yardım et. Bu devam etmeli… Aklıma A.A. geliyor… Bana bir sürü kitap yolladı Şeref ağabey. Kapağını açmadığım… Onları okumalıyım. Doktora, beni taburcu et, diyorum… Yarına, diyor, acele etme…

Hastaneye son kez yatmaya karar verişim, dibe vurmamla başladı. Abant’ta kolej arkadaşları toplanacaktık. Oraya varıncaya kadar fazla içemedim yolda. Tam kurulu masaya oturdum ki… Bommmm. Alkole bağlı epileptik kriz… Deliriumla karışık. Ağzım yüzüm birbirine girmiş, bayılmışım. Aramızda doktor arkadaşlar var. Hemen müdahale etmişler… Ama bana alkol vermek kimsenin aklına gelmemiş. Yarım saat sonra kendime gelmişim ama sadece vücudum… Aklım kayıp tam iki gün süreyle… Bir ceset gibi kimseyi tanımadan… Hatırlamadığım iki gün… Sonra sisler açılmaya başladı yavaştan… Yolun sonu görünmüştü… Dönüşte hastaneye yatmaya ve A.A.’yı denemeye karar verdim… Bu son şanstı…

Eve döndük yollarda içe içe araba kullanarak… Tekrar bayılmamak için içmem gerekiyordu. Döner dönmez A.A. kitaplarını okumaya başladım… Çalışması gerek… Çalışması gerek… Doktorla konuştum… Ve aslında almamam gereken o kararı aldım… İlaç ve serum almayıp o acıyı tadacaktım… Yanlış ve çok riskliydi ama bence öyle yapmam gerekiyordu… O acıyı çekersem unutmam diyordum. Öyle de yaptım ve hâlâ unutmadım… Hastaneden taburcu oldum… Sudan çıkmış balık gibiyim. Ama bu kez sonuna kadar direneceğim… Ta içimden kararlıyım…

Ve İçimi Bilen, Bana Şahdamarımdan Yakın Olan Tanrı, Kendim İçin Yapamadıklarımı Benim İçin Yapmaya Başlıyor Anında… Vaatler Çalışmaya Başlıyor…

Diyarbakır’da sekizinci senem… Olağanüstü hâl yasalarına göre, bu bölgede üç yıl görev yapanlara istedikleri yere nokta tayin yapılıyor… Ama üç yıldır uğraşmama ve araya milletvekili ve bakan bile koymama rağmen, yerime kimseyi bulamadıkları için benim tayinimi yapmıyorlar. Ve benim umudumu kestiğim için uğraşmaktan çoktan vazgeçtiğim tayinim, hastaneden çıkışımdan bir hafta sonra kendiliğinden çıkıp geliyor. Yanıma hanımı da alıp, ev tutmak için Mersin’e gidiyoruz. Ama daha önce Adana’ya uğrayıp, Erol ağabey ve eşiyle tanışıyoruz.

Erol ağabey o zamanlar 1,5 yıllık ayık. Bense henüz 20 gün… Onu gördüğümde içimi bir huzur kaplıyor. Yemek yedikten sonra ilk A.A. toplantımı yapıyorum… İki kişilik ama dolu dolu bir toplantı… Aklımda kalan tek şey, içmediği hâlde Erol ağabeyin çok mutlu ve huzurlu görünümü. Şaşırıyorum… Ha gayret… Bir şeyler uyanmaya başlıyor içimde.

Mersin’de bir yalnız A.A.’lı olarak başlıyorum yeni hayatıma… Her eve gelişimde hanım gözlerime bakıyor ve bana hissettirmeden kokluyor beni. Bazen kızıyor, bazen gülüyorum… Kim bilir neler hak ettim ben yıllardır… Bu arada her hafta ya biz Adana’ya gidiyoruz ya da Erol ağabeyler bize geliyorlar… Haftada bir toplantılarımız tam iki yıl kesintisiz devam ediyor. Büyük toplantılara katılmaya başlıyorum. A.A.’yı anlamaya ve özümsemeye başlıyorum. Kuş gibi hafifim. Bu kez becerdim galiba.

 

Yıllar Geçiyor…

Bu arada önce, daha sonra dağılacak 1. Mersin Grubunu, daha sonra da Tarsus Grubunu kurmayı nasip ediyor Tanrı bana… Sonra yine ve hâlâ devam eden Mersin Grubunu iki kişiyle tekrar ve eczanemin bir köşesinde kuruyorum… Anlatmamam gerek belki bunları ama gerçekten de öyle gurur duyuyorum ki… Affedin beni… 14 yıla yaklaşıyor ayıklığım… Artık bıraktım mı ne…

 

Ve Ateşle İmtihan

A.A.’da gelişme süreci hiç durmuyor. 12 yıllık oluncaya kadar yarı şaka yarı ciddi “Eğer bir gün iki ay ömrüm kaldığını öğrenirsem, oturur içerek adam gibi bir ayda ölürüm” derdim… Şeref ağabeye de onaylattırırdım üstelik… Ama sonraları bu düşüncem değişti… O durumda bile içmem demeye başladım… Nereden bilebilirdim ki, güzel Allah’ımın beni test edeceğini… Mayıs ayı, Antalya büyük toplantısı… Yıl 2007. Gitmeden önce çok fena öksürüğüm vardı ama ilaç alıyordum ve geçmeye başlamıştı…

Sabah öksürükle kalktım ve 57 yıllık ömrümde yapmadığım bir şey yaptım… İfrazatı yutmadım ve lavaboya tükürdüm… Ne dürttü beni bilmiyorum… Yarısı kandı… Hemen röntgen ve tomografi… Akciğer kaynaklı ve karaciğere, böbreklere, karın boşluğuna, boynuma ve omurga kemiklerime metastaz yapmış KANSER… Sonradan beynimde de olduğu anlaşıldı. Elimde tomografi raporu, hastanenin taş merdivenlerine oturdum kaldım. Taş çatlasa iki ay ömrüm vardı… Ve başkaca hiçbir şey düşünemeden dudaklarımdan yüksek sesle ve tam olarak şu cümle döküldü kendiliğinden… “Ben Bu Sebepten İçmeyeceğim.” Sonra oturup bir güzel ağladım… Asla isyan geçmedi aklımdan… Asla neden ben demedim… Şimdiye kadar bir dolu güzellikler yaşatan Tanrı, şimdi de bunu vermişti. Kabul edecek ve mücadele edecektim… Aradan yedi ay geçti… İlk tedaviye çok iyi cevap alındı… Ama tekrarlayan cinsten ve iki tedaviden sonra da cevap vermez olurmuş… Tekrarlamamasını istemek ve ummaktan başka çarem yok… Mücadele gücüm ve moralimle doktorumu bile şaşırttım… Etrafımdakileri de… Ama insanların hesaba katmadığı bir güç var içimde benim… A.A. öğretileri… A.A. mensupları… Belki bu hastalıktan öleceğim… Ama söz verdim ya ilk gün… Bu sebepten içmeyeceğim diye… Bu sözümü tutacağım sanırım… A.A. beni Tanrıyla barıştırdı. Kendimi sevmesini öğretti… Hiç bilge olamadım belki ama yaptığım bazı şeylerden gurur duyuyorum… A.A. sayesinde eşim ve çocuklarıma yeniden kavuştum… A.A. sayesinde hayatta yaşanması gerekenleri adam gibi yaşamayı öğrendim… Ve umarım uzaktadır ama… A.A. sayesinde ölümü de yaşanması gereken bir olgu olarak görüyorum… Çok acılı olmasın yeter… Ve hastalığımı öğrendiğim gün bir şey daha öğrendim… En azından kendime yetecek kadar A.A.’lı olabilmişim… Yetmez elbette… Ama A.A.’ya gelebildiğim sürece gelişeceğimi de biliyorum… Yaşadıklarım ve hissettiklerim bu kadar değil elbette… Ama bu yazdıklarımı özellikle yeni ayıklar bilsin istiyorum… A.A.’lı olup da ilk ayık ölecek olan da ben değilim biliyorum… Ama asıl mesajım ufacık nedenlerle ayıklığına son verenlere… HİÇBİR ŞEY İÇMEYE DEĞMEZ… Zaten eğer içseydim, tedavi de olamazdım… Aranızda olamazdım bir sonraki Alanya toplantısında… Çok büyük keyifler yaşayamazdım… Bu arada… Hastalığıma benden çok üzüldüklerini bildiğim… Ama bana moral vermekten ve destek olmaktan asla vazgeçmeyen, eşime, çocuklarıma, Şeref ağabeye ve saygıdeğer eşi Güler Hanım’a, AA’ dan Ayşe Hanım’a, İzel’e ve Tüm AA’lı dostlarıma şükranlarımı sunuyorum… Onlar olmasaydı bu mücadelem kesin eksik kalacaktı… Hepinizi çok seviyorum… Tanrı hepimize uzun, ayık ve mutlu bir ömür bağışlasın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir